HER BİR ADIMI MLM YAPMA ZORUNLULUĞU ÜZERİNE (1.KISIM)

Devrimsel süreçler için hazırlanmak, örgütlenmek zor olduğu kadar irade isteyen bir durumdur. Toplumların gelişim tarihinde gerçekleşen isyanlar sınıf sorunlarını içerisinde barındırmaktaydı. Her bir isyan, eylem kendi özgülünde sınıf eksenliydi. Bu toplumsal hareketlerin oluşumu hızlı fakat sonuca varamayacak şekilde ilerlemekteydi. Kendi sınıfsal varlığını göremeyen (sentezleyemeyen) ve örgütlü bir zemine getiremeyen nicel hareketler olarak kaldı. İsyanların başarıya ulaştığı dönemler olduysa da, ezilen sınıf ciddi kazanımlar sağlayamamıştır: Atinalı yurttaşların, Spartaküslerin, Şeyh Bedreddinlerin ve birçok isyan ezilen halkların sınıf karakteri taşıdığı olaylar olarak sayılabilir.

Köle emeğinin sömürülmesi ile Helen medeniyeti var oldu. Roma’nın çağdaşlaşması kavimlerin köleleştirilmesi ve emeğine dayanıyordu, burjuva ise proletaryanın emeğinin üzerine gelişti, evrimleşti. Her bir medeniyet ezilen sınıfın emeği ile kurulmuştur.

Bertolt Brecht

'' Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan, 
Kim yapmış Babil'i her seferinde?
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
Altınlar içinde yüzen Liman'nın?
Ne oldular dersin duvarcılar
Çin Seddi bitince? ''

Gelişen bu tarihsel süreçler içerisinde yönetim biçimleri ve insanlığın hep birlikte mutlu, el ele yaşayacağını hayal eden filozoflar olmuştu. Tarihin gelişim seyri içerisinde toplumsal yapıyı kendi idealleri doğrultusunda sorunsuz ve mutlu bir şekilde yaşamasını sağlayacak ütopyalar yaratan filozoflar, yeni yaşam biçimleri sunmaya çalışmışlarsa da; ki bunlar kendi cephelerinden iyi niyetli argümanlar taşımaktaydı; Platon’un Devlet’i, Thomas More’un Ütopyası, Etienne Cabet’in İkaria’ya Yolculuk’u veya Farabi’nin İdeal Devleti vb. çalışmalar.

Aydınlar her tarihsel süreçte dönemleri gereği ütopyalar oluşturmuştur. Bahsi geçen her bir kitabın niteliği, insanlığın iyi bir şekilde yaşaması, herşeyin idealist bir şekilde gelişerek insanların birbirlerine empati ve ahlaklı yöneticiler ile mutlu ve sorunsuz yaşayacağını umut ederek; geleceği soyut yönetim biçimleri ile tasavvur etmişlerdir. Bahsi geçen eserler de toplumsal sorunları çözecek olanı, yönetici ve aristokraside görmekteydiler. Bu bakış açısının sonucu olarak gerçeklikten kopuk olan iyi bir yaşam arayışlarına zemin hazırlanmıştı.

Platon Atina’yı Atina yapan köle emeğini yadsımıştı, Farabi, din ile merkezi bir yönetim sunarken; tarihsel süreçte oluşan sınıflı (ilk müslümanlar ve daha sonra olanlar gibi) müslümanlığı, cihatçılığı ve sömürüyü yadsımıştı, Thomas More, serfleri görmemezlikten gelerek, feodal sömürüyü yadsımıştı, Etienne Cabet, emekçilerin sömürüsüne neden olan burjuvayı yadsımıştı.

Daha sonraki dönemde ütopik sosyalistler ve anarşistler dönemleri gereği somut duruma doğru bir yaklaşım sunmaya çalışmıssalarda, sömürülen sınıfların kurtuluşlarını yanlış zeminde aramaya çalışmaktaydılar:

Marx ve Engels:

"bu sistemlerin mucitleri sınıf karşıtlığını da çözücü unsurların etkinliğini de hüküm süren toplumun kendisinde bulurlar. Ama proletarya tarafında tarihî bir özdevim, kendine özgü bir siyasi hareket görmezler. Sınıf karşıtlığı sanayinin gelişmesiyle uygun adım geliştiğinden proletaryanın kurtuluşunun maddi koşullarını bulamaz ve bu koşulları yaratacak bir toplumsal bilim, toplumsal yasalar ararlar. Toplumsal faaliyetin yerini onların kişisel yaratıcı faaliyeti, kurtuluşun tarihî koşullarının yerini onların kafalarında yarattıkları koşullar, proletaryanın adım adım sınıf hâlinde örgütlenmesinin yerini de bu mucitlerin kendi kafalarından özel olarak bulup çıkardıkları bir toplum örgütlenmesi alacaktı. Gelecek dünya tarihi bunların gözünde kendi kafalarındaki toplum planlarının propagandası ve pratik uygulamasından ibarettir. Planlarında özellikle en çok acı çeken sınıf olarak çalışan sınıfın çıkarın savunduklarının gerçi bilincindedirler. Proletarya onlar için sadece bu acı çeken sınıf özelliğiyle vardır. Ama gerek sınıf mücadelesinin gelişmemiş biçimi gerek kendi yaşam koşulları kendilerinin bu sınıf karşıtlığının çok üstünde olduklarına inanmalarını beraberinde getirir. Toplumun bütün üyelerinin, hatta durumu en iyi olanının bile yaşam koşullarını düzeltmek isterler. Dolayısıyla ayrım yapmaksızın sürekli toplumun tümüne, hatta tercihen hakim sınıfa seslenirler."

Paris komünü ile ezilen sınıfların ilk yönetiminin gerçekleşmesi perdenin aralanmasına yardımcı olmuştur. Bununla beraber perdeyi açarak gerçeği tüm çıplaklığıyla bilimsel çalışmaları ile gözler önüne seren, Marx ve Engels oldular. Sömürülen sınıfın örgütlenmesi ile sınıf düşmanı olan burjuvaya karşı örgütlenmesinin gerekliliğini bilimsel sosyalizm ile gerçekleşeceğini gösterdiler.

Lenin bunu örgütlü bir güçte Bolşevik parti ile, Mao ise muazzam bir diyalektik içerisinde ele alarak, günün koşullarına ML’yi var ettirerek; Marksist Leninist yöntemi yeni bir nitel boyuta ulaştırmıştır. Böylesi bir tarihsel süreçte, ezilen sınıfların örgütlenmesi ve devrimlerin niteliği Bolşevik Parti’nin ihtiyacında ve birliğinde olgunlaşmıştır. Ekim devrimi, Çin devrimi ve Büyük Proleter Kültür Devrimi (BPKD) ile ezilen sınıfların, sınıfsız yaşama arzusu gerçeğe dönüşmüştür. Süreçler içerisinde geriye gidişler olmuş ise de ardılları olan Bizlere; içinde nelerin eksik kaldığı, nasıl oluşacağı ve yöntemler üzerine büyük bir deneyim bırakmıştır.

Bu tarihsel gerçeklik ülkemizde bizler açısından TKP (Mustafa suphiler) ile gelişimini devam ettirmiş: İbrahim kaypakkaya’nın önderliğinde ete kemiğe büründürerek örgütsel sürecimiz yeni bir niteliğe kavuşmuştur. Bugüne değin bu mirasın ardılları bilimselliğini koruyarak Türkiye/ Kuzey Kürdistan’da siyasi mücadele vererek, devrim iddiasını kararlılıkla sürdürmektedir. Tarihimizin ardılları olan Bizler için, dünden bugüne verilen emek ve alınteri bizleri daha da sıkı sıkıya kenetlenmemizi, örgütlü bir güç olmamızı sağlaması gereklidir. Bunun dışında ki hiçbir şeye tolerans gösterilmemesi gerekmektedir!

Gerileyen her süreç içerisinde örgüt ile bütünleşmeyi amaç edinerek hareket etmek önemlidir. Daha da örgütlü güç olmak, mücadeleci yönlerimizi geliştirerek esas yönelim olan sosyalist toplum hedefimize ilerlememizi sağlayacaktır. Örgütlü bir gücün varlığı olmadığı müddetçe sosyalist devrimin varlığıda söz konusu olamaz. MLM anlayışın üretken olması bugün en ihtiyaç olandır.

Böylesi zorlu süreçlerden gelirken kapitalist hegemonya, geçmişten bugüne devrimcileri yok etmeye çalışmasını görmemezlikten gelmeyerek demokrasisine aldanmamalıyız. Bunca emeğin içerisinde gelişen örgütlülüğümüzü ‘bolşevikliğimizi gerileyen süreçlerde kararlı bir şekilde göstererek sürecin daralmalarına göğüs gelmek- Bugünkü devrim iddiamızın kararlılığını gösterecektir.

Karl Marx’ın dediği gibi:

''Bilinçsiz yığınların başındaki bilinçli azınlıkların gerçekleştirdiği devrimlerin dönemi kapandı. Toplumsal örgütlenmenin eksiksiz bir dönüşümü söz konusu olduğunda, yığınların da buna doğrudan doğruya katılması: neyin hedeflendiğini, neyi canla başla savunacaklarını öncesinde kavramış olmaları zorunludur. Bunu bize son elli yılın tarihi öğretti. Ama yığınların yapılması gerekeni anlaması için uzun, ısrarlı bir çalışma gerekir ve şu anda, düşmanı umutsuzluğa sürükleyen bir başarıyla, tam da bu çalışmayı yürütüyoruz.''

Bu umutsuzluk ile Kapitalist devlet aygıtı, her bir MLM’den korkmakta ve onun gelişimini engellemek için çabalamakta. MLM’yi iyice kavradığımız zaman değişimin gerçekliği, kapitalist sistemin “kağıttan kaplan” dan başka bir şey olmadığı görülecektir. ‘Bir kişiye dahi tahammül edemediği: şiddet, düşünce özgürlüğününe karşı tutuklama, sosyalist bir şekilde yaşamaya çalışan bireylere baskı tüm dünya da görülmektedir. ‘ Bu durumda sisteme karşı mücadele etmek basit ele almamalıyız. Kapitalist demokrasi: bir sosyalist’e dahi bütün gücünü kullanan, tüm dünyada aynı prensipler ile müdahale eden kapitalizme karşı örgütlü güç olma gerekliliği ve bu iradeyle sürekli gelişime açık olarak, teori ve pratiği yaşama dokumak önemlidir. örgütlü güce olan inancın tazelenmesi; süreçlerin getirdiği küçülmelere veya kırılmaların beraberinde getirdiği bireyselliğin farkına vararak, örgütlü yaşama daha da sıkı sarılmalıyız.

Böylesi bir tarihsel süreçten gelen bizler, bugüne sıkı sıkıya sarılarak ölümsüzleşen yoldaşlarımızın bıraktığı mirası ilkelerimizin içerisinde yaşadığını unutmayarak yarına yeniyi örmek için öncel adımlarımızı sağlamlaştırma gerekliliği ile karşı karşıyayız. Çalışmalarımızı kolektifleştirerek, bireyci yaklaşımların yarattığı sorunlarla mücadele edebilmek burada yatmaktadır. Gençliğin dinamik gücü bunun bilincinde, harekete dönük adımlarını atarak sürecin daralmalarında devrim kararlılığında önderleşecektir.

SYM Kolektif